23 Aralık 2025 Salı

N'aber ya?

Ben iyi değilim 

Diyebilmek kolay değil. Bırak insanın bunu başkasına karşı dillendirmesini, insanın kendisine bile itiraf edebilmesi ve bu üç kelimeyi bir araya getirebilmesi takdir edilesi. Ama ben yaptım (kendimi övmeyi sever(d)im), önce kendime sonra etrafımda beni duyabileceğini düşündüğüm insanlara söyledim ve bunu dile getirmekten de çekinmiyorum, en azından belli insanlara ki onların sayıları da bi hayli az ve azalmaya devam ediyor gibi (ki bu ilerleyen paragrafların konusu). 

Çok şey oldu, ya da hiçbir şey olmadı. Tam olarak bu noktaya gelmemin sebebi ne bilmiyorum. Yani bi’şeyler olmuş olması mı yoksa hiçbir şey olmuyor oluşu mu emin değilim. 

Bu üç kelimeyi duymaya insanların hazır olmadığını ve bunu duyduklarında ne yapacaklarını bilemeyişlerini geç fark ettim. Tepki alamamak, destek görememek kırıcı. Hayır yaralayıcı değil, kırıcı çünkü yaralamış olsa iyileşir, kırılan ne kadar toparlanabilir? Ama hak veriyorum, ağır bir cümle ve insanların bunu birinden duymaya hazır olmamaları kadar mantıklı başka bir şey yok. Ama bu herkese söyleyemeyeceğin şeyler olduğu ve karşındaki kişiyi de ona göre seçtiğini düşündüğünde, en azından tepki bekleniyor. 

İyi olmadığında bile kendinden önce insanları düşünmek zorunda kalmak minik bir dilemma olsa gerek. Acaba bunu duymaya hazırlar mı? Tabii ki böyle şeyler söylenirken o anlık düşünülmeden sadece paylaşmak istediğin ve içinden geldiği için dile getiriyorsun ancak sonrasında karşılık göremeyince üzücü oluyor. 

Toparlicam ama zamana ihtiyacım var. Kendime zaman vermem gerek. Hiç boşluk bırakmadan hayatı göğüslemek, sürekli bişeylerin peşinden koşup, bozulmuşları düzeltmeye çalışmak, düşmüşleri kaldırmak, sürekli kendini umursamadan insanlara destek olmaya çalışmak yıpratıcı. Sahi hayatımda sadece Annem gerçek anlamda peşpeşe olanlardan yıpranmış olabileceğimi düşünüp o içten ‘Nasılsın oğlum?’ sorusunu sordu. Lakin annelere böyle şeyler anlatılmaz. Annem üzülmesin, ben çözücem bunu da. Ama önce durmam lazım. Sorun yok (!) 

Sahi çok durursam, çok bırakırsam kendimi sonra tekrardan toparlanıp ilerlemeye başlayabilir miyim? Bilmiyorum ama durdum. Gerçek anlamda durdum. Artık, en azından bir süredir, kendimi ne bir şey yapmak için zorluyorum, ne de bir şey yapmak istiyorum. Rutin sorumluluklarımı günü kurtaracak kadar yerine getirip sonrasında tv karşısında uyuyakalmak artık rahatsız etmiyor beni. Zihnimin arkasında olan ‘bugün de bir şey yapmadın’ sesini duymamak mutluluk verici. (Peki ya buraya çok alışır ve o sesin gelmesi gerektiği zaman duymazsam?) 

Çok yalnızım, fazla yalnızım. Sadece zihinsel yalnızlık ya da ‘Bir’inin olmamasından kaynaklı yalnızlık hissi ne kadar da masum ve katlanılabilir görünüyor artık. Gün için de kendime kendime konuşmasam ya da telefonla birilerini aramasam kendi sesimi duymadan günü, belki de haftayı bitirebilecek duruma gelmiş olmak çok şaşırtıyor beni. Senelerce kalabalık arkadaş grupları içerisinde bulunup, kalabalık toplantılarda yer aldıktan sonra, artık sıfır etkileşimle yaşamak zorluyor. Kendimi suçlamıyorum, hayır. Hayatın beni bu duruma yönlendirdiğinin farkındayım. Arkadaşlarımın gitmesi, evlenmeleri, evden çalışmam.. hepsinin üst üste gelmesi ve 

Güzel başladım ama mantıklı devam edemiyorum. Özet olarak Yalnızım. Biraz çok. Belki birazdan daha fazla. Kimse bu kadar yalnız olmasın. 

Farkındalığımın bu kadar yüksek oluşu beni su üstünde tutarken acaba artık sadece nefes alabilecek kadar mı su üzerindeyim emin olamıyorum.
 
İyi olucam. 

sadece zamana ihtiyacım var

29 Kasım 2020 Pazar

Bir Takım Saçmalıklar

Çok oldu yazmayalı.

Hep böyle başlıyorum uzun zaman sonra tekrar yazmaya çalıştığımda, belki bi an kafamdakileri toplayıp kelimelere çevirebilirim diye. Belki de ufak bir dilek diliyorum o cümleyi kurarak. Konuşamadığım şeyleri anlatabilmek için. 

Konuşamadığım, anlatamadığım konuları yazdığım zaman rahatladığımı hissediyorum. Yazmak hep bir terapi gibi oldu bana şimdiye kadar. İçinden çıkamadığım ya da uzun zaman kafamdan atamadığım konuları yazdığımın ertesinde hep bir rahatlama ya da atlatma yaşadım. Öyle değilse bile en azından ben öyle hissediyorum.

Artık kafamdaki sorular hakkında kimseyle uzun uzun konuşmuyorum, belki de konuşamıyorum.  Herkesin derdi kendine ve herkesin kendine göre derdi var. Benimkileri de dinleyin demek biraz bencillik gibi geliyor. Ki anlatmaya çalıştığımda da genelde öğüt alıyorum. Halbuki aslında sadece anlatmak istiyorum. Belki de kimseye anlatmamak için kendi kendime bahane üretiyorum. Bilmiyorum. Benim derdim o kadar da dert değilmiş gibi geliyor nedense. Ancak herkesin derdini dinleyip, bilmişlik taslıyorum. Aslında bi bok bilmiyorum. Yaşadıklarım, anlattıklarım hep birilerinin hayatından alınmış öğütler, birilerinin yaşadıklarını gözlemleyerek elde edilmiş tecrübeler gibi geliyor. Sanki yaşamıyormuşum gibi. Son birkaç senedir yaşamıyormuşum gibi. 

Tek istediğim içinden çıkamadığım, kafamı dolduran konulardan kurtulayım. Karar veremediğim konularda karar alabileyim istiyorum. Evet, birden fazla isteğim varmış gibi görünüyor tekrar okuyunca yazdıklarımı. 

Artık içinden çıkamadığım konular her zamankinden çok daha fazla. Bilmiyorum başkaları için nasıl ama yaşadıklarımı düşününce şimdiye kadar hep olması gerekenden fazla sorumluluk almışım gibi geliyor. Bunu neden kendime yapıyorum bilmiyorum. Çünkü bana verilmeden aldığım her yeni sorumluluk hep yeni bir tuğla omuzlarımdaki. 

Pandemi sürecinde, şimdiye kadar yaşadığım en zor dönemi yaşıyorum. Fiziksel ve ruhsal olarak yalnızım. Dışarıya iyi görünmeye çalışıyorum ama psikolojim bozuluyor gibi hissediyorum. Belki de çoktan bozuldu ama kabul etmiyorum. Hayatımın temelini oluşturan tüm konular problemli. Benden bağımsız ama çok sevdiklerimin -bu sebepten etkilendiğim ve çözüm olamadığım/bulamadığım- sorunları, iş konusundaki çıkmazlarım, özel ilişkilerimdeki tutarsızlıklarım.. 

Çözüm olamadığım/bulamadığım konuları bırakmaya çalışıyorum. Çünkü bir yol bulamadıkça daha çok dibe çekiyor bu durum beni. Stabil kalıp insanların kendilerinin sorunları çözmelerini ve artık en azından o konuda rahatlamayı bekliyorum. Evet bekliyorum, çünkü dediğim gibi çözümsüzüm.

İş konusu yıllardan beri aynı durumdaymış ve asla çözülemeyecekmiş gibi geliyor. Gelecek için karar almakta zorlanıyorum. Senelerden beri anlatılanların gerçekleşmesini ummalı ve beklemeli miyim yoksa bu belirsizliklerden yorulduğum için, en azından bir süre belirli olacak bir konuma mı ilerlemeliyim asla emin olamıyorum. 

Bunları düşününce eskisi gibi net karar alamadığımı fark ediyorum. Eskisi gibi az sorumluluğum olmadığı ve alacağım karardan benim dışındaki insanların etkilenecek olması beni korkutuyor. Korkularımdan sıyrılamıyorum. 

Şimdi biraz günah çıkarma yapacağım. 

Özel ilişkilerimi hiçbir zaman öncelik olarak göremedim. Hayatıma giren herkesten bunun için özür diliyorum. Her zaman daha çok önem verdiğim, istemsizce öncelik sıralaması yaptığımda daha önde olduğu fark ettiğim şeyler oldu ve önde gelene öncelik verdim. Bunun için bazen pişman oluyorum. 

Kendimi bu konuda savunamam ama söyleyeceklerim var. Şimdiye kadar karşıma çıkan insanların beni anladığını düşünmüyorum. Belki de anlaşılamadığımı fark ettiğim için bu şekilde davrandım ya da kendimi anlatamıyorum. Bilmiyorum. 

Hep susan taraf oldum şimdiye kadar istemsizce. Hep başkalarına öncelik vermeye çalıştığım için 'o öyle değil' demek istediğim her konuda sessiz kalmayı tercih ettim kalp kırarım diye. Belki de söylemem gerekliydi o cümleyi insanların sonradan daha çok kırılmasını önlemek için.

Belki de doğru kişiyle karşılaşmadık henüz. Karşısından susmayacağım, söyleyeceklerimi anlayışla karşılayacak, konuştuğundan mantıklı bulacağım, onun için elimden geleni yapmak isteyeceğim ve başka herhangi bir şeyin kafamı karıştırmasına izin vermeyecek kadar çok seveceğim biri. 

Yalnızlık sıkıcı ve yorucu çünkü. 

Bir çok konuda baya güzel saçmaladım. 

Teşekkürler. 

7 Ekim 2019 Pazartesi

Nokta.

Merhaba,

Yeniden birlikteyiz.

Burası biraz tozlanmış, biraz da nem almış. Küf kokusu var biraz.

Buradan çok uzak kalınca ihanet ediyormuşum gibi geliyor kelimelere ama en çok anlamlarını yitirdiklerinde ihtiyaç duyuyorum kendilerine. Belki ihtiyaç halinde kullanılacak çekiç gibi davranıyorum, emin değilim.

Bu sefer amacım başlayamadığım cümlelerin sonuna nokta koyabilmek.

Tarifsiz duygular kalıbı hep iyi hisler için mi kullanılır yoksa şu andaki durumumda da kullanabilir miyim bilmiyorum.

Bi' soru var, birden fazla cevaba sahip. Cevapların hepsi 'evet, ama' olarak başlıyor. Ama'dan önceki her şey sahte miydi? Bu sefer değil.

- Evet, ama zor.
- Evet, ama olmuyor.
- Evet, ama yitirdik (mi?).

Yitirdik mi gerçekten? Tahammül edemeyecek, anlamayacak hale mi geldik? Yoksa artık istediğimiz gibi olmadığı için mi böyle.
Bilmiyorum.
Cahillik mutluluktur. Öyle mi gerçekten? Şu anda pek öyle hissetmiyorum.

Aslında şu anda pek 'hissetmiyorum'.
Mantığım doğru diyor.
Mantığım doğrusun diyor.
Pek aynı dili konuşmuyoruz. Dilim, mantığıma uyuyor. Bu sefer o kalkıp gidiyor.

Hoşgeldin (!)

4 Ekim 2018 Perşembe

Belki

Arz.

Hayattan çok fazla şey bekleyip,
Çok az şey istiyorum.
Parça parça dilersem olur diye düşünüyorum.
Henüz işe yaradığını hissedemedim.

Kötü.

Uyanamıyorum,
Uyansam bile ayılamıyorum.
Fincanlarca kahve içmeden 'Aktuğ' olamıyorum.
Alışkanlık sıkıcı.

Yorgun.

Bıraktım kendimi,
Nasıl gelirse öyle yaşamak,
Plan yapmadan plana sahip olmak gibi
Koşturarak yaşıyorum.

Bekle.

Üzülmüyorum,
Aksine çıldırmış edasıyla koşuyorum.
Bir gün o çark beni de gösterecek,
Biliyorum.

Zor.

Bıraktım kendimi bir uçurumun kıyısından,
Sonunu göremediğim boşlukta,
Dibe çarpmadığım için süzüldüğümü düşünüyor,
Aslında düşüyorum.

Son.

Görüşürüz,
Her zaman sıradan bir veda cümlesi değil.
Bazen veda değil.
Ümit bazen, bazen hayal.

Daha az hayal kuruyorum.

27 Temmuz 2018 Cuma

Değiştim

Biraz değiştim, 
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar 

Değiştim 
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum, 
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni 
Ben benimle savaşıyorum, seninle değil

Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın,
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim

Sorun değil
Elbet alışırım
Biraz alıştım. 
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar

Alıştım! 
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarım
Ve çokluğunu da, yokluğunu da istemediğim
İki arada bir derede duyguya alışıyorum 
Bir yanım bırak diyor bir yanıma,
Diğer yanım kesin değil!

Henüz tanıştık
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar

Tanıdığımı sandığım bana daha yakınım artık 
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda
Ve aynalarda ağlarken gördüklerim kendi tarafımda.
Bir yanım memnun oldum diyor,
Bir yanım tanıyamadım daha
Samimi değil

Bir hayli kırıldım 
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar

Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime 
Gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım 
Aslında ne sana, ne olanlara
Kendime kırgınım!
Maziye hiç değil, âna kırgınım
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına
Dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara 
Beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna
Bir hayli kırgınım
Beni ben kırdım oysa 
İyi değilim. 

Galiba yoruldum 
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar

Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan 
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. 
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!

Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. 
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık
Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?

Toprağa bakan yanım senden zaten ayrı
Sana bakan yanımsa toprakla aynı
Hıh! Ne yaparsan yap, gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin!

Gözlerim yorgun
Dudaklarım, dudaklarım hissiz
Dokunulmadan geçen yıllar bana çok ağır
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların, kavuşmaları hep beklentisiz 
Söyleyemediklerini söylesen de şimdi
Sesine aşina yanım, onca sessizlikten sonra artık sağır! 
İsteyerek değil 

Çok çalıştım, 
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine 
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine 
Ve bende bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen, 
Gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için çok çalıştım. 

Daha önce de gitmiştim 
Kendi isteğimle 
Anladım ki daha önce sevmemiştim! 

Çok çalıştım inan
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye 
Her defasında daha da tozlanan canımı kırmadan korumaya
Ve alışmaya kendime 
Bu göz gözü görmez dumanlı halime 
Çok alışmaya çalıştım hem de çok. 

Tanıştım seninle doğan yanımla da, ölen yanımla da 
Birini yaşattım! Yaşatıyorum da hala 
Ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum. 

Yorulmak, dinlenmekten geçmiyor
An be an çöküyor, insanın içindeki güç 
Işığı sönüyor
Beyaza dönüyor rengi git gide
Hissizleşiyor. 

Ne yormak istedim seni, 
Ne de yormak kendimi
Çok çalıştım 
Gitmeye de kalmaya da
İkisi de aynı acı, ikisi de rezil 

Daha önce de gitmiştim 
Ama böyle kalarak değil 
Böyle kalarak değil.

Biraz değiştim, 
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar.

Can Yücel

1 Temmuz 2018 Pazar

Haber Verin Gidenlerden

Hani herkesin hayatında biri/birileri vardır. 'Yardım' dediğinde gözü kapalı koşacağı, yardıma ihtiyacın olduğunda gözü kapalı koşacağını düşündüğün.

Benim de var herkes gibi öyle insanlar hayatımda. Bir elin parmaklarını geçmezler ama varlar. Parmaklardan biri kesildi.

İnsan en çok ihtiyacı olduğu anlarda onları arıyor hayatında, 'beni tanıyorlar, yardımcı olacaklardır, soracaklardır' diye düşünüyorlar.

'Yapma'

10 yıldan uzun süredir hayatımda olan çok az insan var demek isterdim ama sadece bir tane. -di- 

Arada kalmayı göze alıp, zor durumda kalarak bazı 'son'lara ulaştım. Sorduklarında 'Tabii ki O, ne yapacaktım' demek o kadar basitti ki, en azından benim için.

Ben zor olanı seçtim, ama kolayları da var her zaman. İnsan birini o kadar uzun süre tanıyınca en ufak imalar bile paragraflarca konuyu tek seferde anlatabiliyor.

Ne söylenirse söylensin, ne konuşulursa konuşulsun, karşındakinin ne durumda olabileceğini tahmin edebiliyorsan, bazen tek bir 'Nasılsın?' sorusu o kadar çok şey anlatıyor ki. Cevabının sadece 'İyi' olması iki kişi arasında geçebilecek cümlelerden büyük oluyor.

Ama pardon, tercih yapmıyoruz. Lakin asla yanında da olmuyoruz en azından olması gereken ilk tercihin, ikincinin yanında ayrılmıyoruz.

İnsanları bu kadar uzun süre sonra bu şekilde tanımak, kırıcı ve yıpratıcı. Kimse zor durumda kalmak istemez ama bazen bazı kişiler için yapılması gereken şeyler olur ve ikinci defa düşünmeden olabilecek en sakin ve doğru yolla yaparsın. Karşı taraf zaten senin ona verdiğin değer kadar değer veriyorsa sana, seni incitecek hiçbir şey yapmaz.

'Yapma'

Yeni 'A'nın daha çok hikayesinin paylaşılması dileği ile.

Mutlu pazar kahvaltıları...

3 Aralık 2017 Pazar

Ağlasam Sesimi Duy... Yok yok bu o değil

Bi'şey sorucam; 'Buraya nasıl geldik?'

Yol hafızam sıfır. Hem gerçek hem de mecazi anlamda. Bir defa gittiğim yeri ikinci sefer navigasyon kullanmazsam kaybolmadan bulamıyorum.
Hayatıma da bu sebepten yön veremiyorum sanırım.

Büyük ve riskli kararlar alıyorum. Hatalar her zaman benim ama bu sefer başarı da benim olsun istiyorum.

Bu sefer yüzme bilmediğim halde kendim atladım havuza, yüzerek öteki uca geçebilmek en büyük hedefim. Korkmuyorum desem yalan söylemiş olurum. Hatta biraz da ürküyorum.

Bunaldım. Fark etmişsindir. Çünkü yine buradaydım ve sen de buradasın şu anda. Ne kadar çok ortak noktamız var...

Tutmaya çalıştığım ne kadar dal varsa elimi atmadan kırılıyor.

Kırgınlıklarımı yazmak istiyorum ama eskisi kadar rahat anlatamıyorum. En büyük dert benim derdim değil çünkü, bunun farkındayım. Fakat anlatmak istediklerim 'benim dertlerim' ve bu konuda ne yapabileceğimi bilmiyorum.

Peki sana bi soru. Anlatamadıklarımı anlattığımda, konuşmanın sonunda (ya da dolaylı yoldan) 'olum bunlara takılma ya, boş ver geçer' demeyeceğini düşündüğüm tek bir kişi bile olmaması hakkında ne düşünüyosun? Ben ne düşündüğümü söyleyeyim. Üzülüyorum.

Bıktım ve yoruldum.
İlgili açıklama ektedir.

Üstüme gece AVİZE DÜŞTÜ.

Ek

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Üzgünüm, Bu defa Pek Hoş Değil Konu

Nasıl kasvetli bir pazar böyle,
Mutsuzum üstelik sular kesik.

Hayat acımasız-mış.

Biraz yalnız yürümek isterdim,
Gülmeye üşenmek gibi halsizim.

O kadar bıktım ki...

Sıkıntıdan mecburen düşününce;
Palyaçolar çok da komik değilmiş.

Kendimden bile vazgeçmek üzereyim, sanki bi sabah uyanmışım da her şey bitmiş, ortada kalmışım gibi. (burası baya yüksekmiş düşündüm de)

Kendime gelirken yoruldum,
İşte bütün hikayem budur.
Eskiden denize nazır tüm hayatım 
Su alıyor yavaş yavaş.

Kendimi anlatacak değilim burada, -ki normalde bir hayli severim ama yeri değil-
Çok sıkıldım. Okumaya devam edersen yazdım.

Ne kadar eski bir şeymiş ölmek.

Çok yakın zamanda, çok sevdiğim birini kaybettim. Bu konularda çok fazla tecrübesiz olmamla beraber; ne yapılır, nasıl davranılır bilemiyorum. Ki o zaman da bilemedim. Herhalde en çok dağıldığım ve uzunca bir süre toparlayamadığım nadir zamanlardan biri oldu.

Daha büyük acılar yaşamaktan korkuyorum. Nasıl başa çıkarım, sonrasında nasıl tekrar 'normal'e dönerim hiç bilmiyorum öyle bi durumda... Bilmek de istemiyorum açık konuşmak gerekirse. Aklımın bi köşesinde sürekli büyük korkularla yaşıyorum. Korkularım gitmeyecekler biliyorum ama gelmesinler de istiyorum. Zamanı durdurabiliyor muyuz?

Artık alışman gerek diyor buna.

Alışamıyorum. Bu yaşantıya, bu monotonluğa, bu tek düzeliğe, bu yetersiz yaşantıya alışamıyorum. Sevdiklerimi mutlu edememeye, onlara yetememeye, kendimi tatmin edememeye alışamıyorum. Deniyorum ama kabullenemiyorum. Yıl oldu, yıllar olsa da değişmeyecekmiş gibi geliyor. Siz nasıl yapıyorsunuz bunu? Yani, size yetmeyen, istemediğiniz bir düzende yaşamaya nasıl alışıyorsunuz onu hiç anlamıyorum. Anlayamayacağım.

Bazen her şey döner yolundan,
Artık alışman gerek diyor buna.

Eski hayatımı özlüyorum. Umursamaz, vurdum duymaz, olursa iyi olur ama olmazsa da yapacak bi'şey yok diyebildiğim zamanları.  Büyüdükçe ufalanıyorum.  Anlatmaya dilim varmıyor, anlatsam anlamsız.
Kendime dönmüşüm ama yokmuşum gibi. Hayatımın sonbaharındaymışım da, kışı bi' şekilde geçirip, baharı bekliyormuşum gibi. Soğukta sığınacak bir yer arıyormuşum gibi.
Sürekli düşünüyorum. Düşündükçe kayboluyorum. Alışamıyorum. Neden hep mağlup olmuşum da, yenilgilerim üzerime yapışmış gibi?

Bazen her şey döner yolundan,
Neticede Zeus yukardan bakar.

Pek hoş değildi bu sefer konu, üzgünüm.

Ben her zaman ben miydim? Büyüdükçe kendime benzedim. 

27 Mart 2017 Pazartesi

Tamam da Niye Ordasın?

'Tren Rayları Kadar Sıkıldım'

Yaşlandım mı yoksa yoruldum mu?
Daha çok başındayım halbuki her şeyin. Belki de başlamaktan korkuyorum. Henüz bu tarz soruları cevaplayabilecek yetkinliğe sahip değilim ama bi sene önceki enerjimin dahi olmadığı konusunda adım kadar eminim. Sahiden benim ismim bi ara 'Arthur'du. Ne oldu ona?

Anlatıyorum bak dinle;
Bi kuyu var, sürekli oraya itiliyorum ben. Daha doğrusu tam çıktım, galiba çıkıcam diyorum ama sürekli yükseltiyorlar kuyuyu. Tek sorun ben duvara tırmanmayı bilmiyorum. Kimse de demiyor ki 'böyle'.

Arthur demişken, eskiler bilir sadece onu. Sahi var mı hala onlardan burda? Bilemedim.

Bu arada 24 oldum. Yirmidört. Ben bu büyüme işini hiç sevemedim, sevemediğimden dolayı da hiç beceremiyorum. Yaklaşık bi 3 yıldır düzenli olarak beceremiyorum büyümeyi. Pardon, çok fazla becerdiğim için sıkılmış da olabilir. 'Enerjim yok' dedim yukarıda okudun di mi? Okumuşsundur çünkü ilk paragraftı o. Onu bari okumuş ol. Araları atlamış olabilirsin, sorun değil.

Bazen paralel evrenlerdeki Aktuğ'ları düşünüyorum. -Onlardan biri Arthur olarak devam ediyor, kesin bilgi- Daha doğrusu önce paralel evrenleri. Bence verdiğimiz her karardan en azından iki farklı evren doğuyor. Düşünsene, çıldırırsın. Neyse sen bize lazımsın, sakin. Bu konu çok uzun zaten, istersen bi ara karşılıklı çay içer konuşuruz. İstemezsen o da sana kalmış.

'Pardon, ben bi' irish cream americano alabilir miyim?'

Ve evet, yukarıda okudukların kadar boş hayatım. Ne yapıyorum, neden yapıyorum, yapabiliyor muyum, yapmak istiyor muyum, yapmaya devam etmeli miyim, devam edecek miyim ya da edebilecek miyim... Diyerek gidiyor bu aralar zaman. Evet, giden tek şey zaman bu ara, hayatım pek gidiyormuş gibi hissettirmiyor çünkü. Şey gibi düşün, 'ayağın debriyajdayken gaza basıyormuşsun gibi'. Şimdi böyle düşününce patinaj da çekebilirim bi anda fırlayıp. Bak bu güzel bakış açısı.

'Kuş vuralım istersen?'

27 Aralık 2016 Salı

Darısı 77'ye

2016 sonların ve yeni başlangıçların yılı oldu bu sene.

Evet, en büyük son okul hayatımındı. Mezuniyet tek başına yeterli bir son. Tek başına ama çoğul. Çünkü okul bitince bi'çok şey onunla birlikte bitti.

Hayatımın ilk yarısı bitti. İlk yarısı ama 23 sene sürdü sadece. Geri kalan yarısı ne kadar sürer bilinmez. Yeni mezun tribi yapmak istiyorum aslında ama sanırım belli süre yapmayınca paslanıyor insan ya da alışıyor.

Alıştım evet. Mezun olmuş olmaya, aile evine, geçen 5 sene sonunda kürkçü dükkanına geri dönmeye ve hatta çalışma hayatına ya da daha doğru bir tabirle monotonluğa.

Açık konuşacak olursam çalışma hayatına tam olarak bir sıfat bulamıyorum ama emin olduğum bir şey varsa o da monoton oluşu.
Ah Sakarya ah...

2016, ayrıca 3-4 senelik bir serüvenin de sonu oldu. Pat diye bitmeli bir son. Arada akla gelince 'lan' demeli bir son.

Yanılgıların, yanlışların, sıkılmaların, bocalamaların, kayıpların yılı...

Sanırım 2016 herkesin dediği gibi 'çirkin' bir sene oldu benim için de. Düşününce aklıma 'bak bu çok güzeldi' dediğim ufak tefek şeyler geliyor. 2013-2014'le yarıştırmayı denersek, denemeyelim.

2017'den isteyebilecek bir dilek hakkım varsa şayet, -ki yoktur- iyi olmasını, iyi gelmesini dilerim. (Var mı?)

('Kime göre iyi' diye soran olursa diye; Bana, bana göre iyi olsun yeter.)

Bu arada bu blogun 7. yılına giriyoruz.
Çocuğum bu sene ilk okula başlıyor.

19 Aralık 2016 Pazartesi

Belki de Hep Böyleydim?

''Gerçekten hala beni hatırlıyor musun,
mesela en çok neye gülerdim ?
Yalan yok bazı şeyleri unutuyorum,
Bilirsin zaten kötüydü hafızam.
Şarkılar yazmadım diye mi gitmiştin ?
Yoksa birini mi sevmiştin ben uyurken ?
Senden sonra pek bi şey değişmedi aslında
Koltukta uyumayı severdim hatırlasana.

Unut gitsin geçmişi bunca zaman sonra nasılsın ?
Böyle biraz tuhaf oldu sanki ayaküstü konuşmasak iyiydi.

İnan bazen düşünüyorum seni, hep değil
Hem zaten ciddiyetsiz bir adamdım.
Akşamları sayfalarda notlar arıyorum,
İkinci el kitapları bu yüzden mi seviyorum ?
Bilmiyorum kırgın mıyım  biraz sessizim.
Haklısın belki de hep böyleydim.''
----------------------------------------------------------------------
Bir anı olarak, tek yapabildiğim şarkılar dinlemek ve biraz hüzünlenmek.
He biraz da özlemek, sonra unutmak.
Sonra tekrar hatırlamak, yine unutmak.

18 Nisan 2016 Pazartesi

İyi misin?

+Üzgünüm Enrico, bunun mümkün olması iyilerin cennete gitmesi gibi bir şey.

-Ama iyiler cennete gider? 

+Hayır çocuğum, iyiler dosdoğru aşağı gider. 

Çakılırcasına…

16 Nisan 2016 Cumartesi

Sandalye boş mu? A pardon, seni görmedim

Bazen melankoliyi özlüyorum. Mantığımı devre dışı bırakabilmeyi unuttum.
Yaptığım hatalar sayılı ama saymayı bitiremiyorum, kaçta kaldığımı unutup baştan başlıyorum.
İlerisi belirsizken yaşamak zor. Çok fazla ilerisi için plan yapıp yaşamak da.
Hayat zor.
Selam.
Zor diyorum ama ne yaşadım da bu sonuca vardım bilmiyorum.
Ya da hatırlamıyorum.
Hatırlamak istemiyor da olabilirim.
Hatalarımı kabul etsem bile geri adım atmıyorum.
Bazı insanlar beni korkutuyor. Bazıları sinirlendiriyor.
Bazılarının yanındaysa kendim olamıyorum.
Yanında kendim olabildiklerimi de uzaklaştırıyorum.
Kimisi de beni yok sayıyor.
Sanırım 'ben'den korkuyorum.
Yine yazıyorum. Bi'şeyler yolunda değil.
Ne olduğu konusunda emin değilim.
Kelimelerim cümle oluşturamıyor.

20 Ocak 2016 Çarşamba

Yanına Gideyim Yalnızlığı

''Birisinin yalnız olması fikri çok üzücü. Sevdiğin birinin yalnız olduğunu bilmek de çok üzücü. Çünkü bu yalnızlık “yanına gideyim” yalnızlığı değil. Bu his yalnızlığı. Bu gecenin bi vakti sakin şarkılar dinlerken hiçbir şey hissetmeden tavanı izleme yalnızlığı''

5 Ocak 2016 Salı

'Yalnızlık'

+'Yalnızlık?'

-'Yalnızlık... Sanırım garip bir hastalık ya da bağımlılık gibi bir şey. Pek kurtulamadığım.

+'Yani artık yalnızlıktan şikayet etmeyecek kadar mutlu bir yalnızlık?'

-'Yoo, hayır. Tam tersi. Her zaman çok şikayet edebilecek ama ondan asla vazgeçemeyecek kadar büyük bir ruh hastalığı'

31 Aralık 2015 Perşembe

Neydi? ya da Ne Değildi?

2015

Alışmışlığın tavan yaptığı, hayatımın son senelerinin en sakin ve durağan yılı olarak kayıtlara geçti.

Ne vardı 2015'te?

İstanbul vardı, Sakarya vardı, yalnızlık vardı, pişmanlıklar vardı ama özlenen birisi yoktu. Belki de 2015'in hem en güzel hem de en kötü yanıydı bu.

2015 bi' miktar günah çıkarma yılı gibi geride kaldı. Önceki yıllarda işlediğim günahlardan ve hızlı yaşantımdan dolayı cezalandırılmışım gibi bir yıl. Hayatımda ilk defa pişmanlıklarımın gün yüzüne çıktığı, sert geçen yüzleşmelere ev sahipliği yaptı.

Yapılan çeşitli vurdum duymazlıklar, ufak tefek kaçamaklar ve minik yaramazlıklar.

Her geçen sene psikolojimin tuhaflaşması, yanına gelecek kaygısını da alıp üzerime gelmeye başlarken, derin geçen bir depresyondan yine güler yüzle ayrıldım. Bi' arkadaşıma yaşadıklarımı anlattığımda 'İnsanlar böyle böyle deliriyor ama zekiler bunu fark edip delilik sınırından geri dönüyorlar' dedi. Sanırım bi şekilde övmüş oldu beni, ona burdan teşekkür ediyorum.

Şimdiyse, her sene başında söylenen 'Eski ben kalmadı' kısmına geldi sıra. Her geçen sene sakinleyen kişiliğim, bu huyundan bu yılda vazgeçmeyerek yükselişini sürdürdü. Aldığım ani, düşünmeden uyguladığım ve genellikle sonunda çok eğlendiğim kararlar, yerini sakin, ilerisini düşünerek alınan kararlara bıraktı. Bundan hoşnut değilim.

2015'i sevdiğimi ya da 2016'dan daha iyisini beklediğimi söyleyemem ama bu, 2016'dan beklentilerimin olmadığı anlamına gelmez tabii ki.

Gerçek anlamda hayata başlayacağım 2016'dan istediğim en önemli şey, beni çelişkilerde bırakmaması. Bi de eğer varsa, aldığım 'ah'ların çıkmaya son vermesi. Çünkü... Öyle.

Son olarak;
yıllar değiştiği için değil ama büyüdüğüm için çok üzülüyorum.

Hiçbir özrün yeterli olmadığı yerden geldim

24 Haziran 2015 Çarşamba

Bittim mi?

Şimdiye kadar yazdığım yazıların hepsi birilerine ithafendi. Neden sürekli birileri için yazıyorum diye hiç sormamıştım kendime, şu zamana kadar.
Herhangi biri olmayınca yazamayacak kadar aciz miydim yoksa yazılarımı birilerine adamak mıydı onları değerli kılan?
Son bir kaç yıldır 'Yazamıyorum' diyorum 'Neden yazmıyorsun?' diye soranlara. Aslında doğru değildi söylediklerim. Yazmıyordum. İçimden gelmedi uzun zaman. Her 'Tamam şimdi olacak' dediğimde 3. cümleden sonra tıkanmaların getirdi beni bu hale.

Gerçekten ne haldeydim? Belki çoğunuz için önemsiz ve yersiz olan ama beni çok etkileyen, değiştiren, yaşlandıran ve peşinden depresyonu getiren zamanlar yaşadım. Sonrasında doktor yardımı almayı düşünürken, kurtulmak için son umudum kağıdım ve kalemimdi hep.
Sürekli yer değiştirmeler ne kadar sağlıklı yaşanıyor sizler için bilmiyorum ama gidişlerin dönüşlerinde hep zorlandığım gerçeğini asla reddedemem.

Belki kimseye fark ettirmiyorum ama tanımadığım insanlarla konuşurken geriliyorum çoğu zaman. Ertelediğim telefon görüşmeleri, tanımadığım insanlar var diye gitmediğim buluşmalar..

Çok sıkıldığım halde 2-3 kişi hariç kimseye ulaşmak istememem. Birine mecbur kalıp, 'Görüşelim' dediğimde 'Umarım işi çıkar' diye düşünmelerim.

20'li yaşlarımda olduğumu unutup çok ilerisini düşünmem. Yaptığın planların sonralarında olabilecekleri düşünüp, en ufak bir kötü ihtimal karşısında vazgeçip hareketsiz kalmalarım. Çok fazla ihtimali düşünmem. Hata yapmaktan korkmam ve en sonunda da pişmanlıklarım. 22 senenin son 2 senesine sıkıştırdığım o güzel 2 pişmanlığım. Nazar boncuğu tadında.

Biliyorum, çoğunuz için gerçek anlamda 'anlamsız' bu dediklerim ama yazmadan kurtulamadığım sorunlarım var ve tecrübeyle sabittir ki, yazdığım zamanlarda sorunlarımın üstesinden gelebiliyorum.

Neyse davulcular çıktı ortaya tekrar. Odağım bozulmadan bitirmeliyim.

Tekrar başlamadığım 245. gün.

(Not: Yüklem kullanmayı sevmem)

23 Ekim 2014 Perşembe

Son

Başlayamadığımı bitirdi. Birinci ve ikincil tekil kişiden ötesi, başkası olamadım. Suçlayacak kimse yoktu, beceriksizliğimden başka. Yüzelsel oluşum kazanımım mıydı yoksa sadece gün ışığında olanlarla kendimi mi kandırıyorum?

Ben buyum.
Sen o.

Daha fazla konuşmaya gerek yoktu. Zaten ben konuşmayı beceremem. Gerektiği zaman.

Hayal ettiğim gülüşlerine veda vakti gelmişti ama ben veda etmekte hiç bir zaman iyi olamadım.

'Güle güle'

19 Ekim 2014 Pazar

Modern Adımlar

Yapılması gereken, yapmak istediğimiz o kadar çok şey varken odalarımızda zaman öldürüyoruz. Belki çok düşünüyor, belki sadece müzik dinliyoruz ya da sadece ekrana bakmakla yetiniyoruz.

Hayat bu değil.

Henüz hayat adına çok küçük tecrübelerimiz olmasına rağmen çok büyük laflar ediyoruz. Bilmediğimiz konular hakkında konuşabiliyor, bildiklerimizin de yanlış olduğunu kabullenmek istemiyoruz.

Your whole life is a lie.

İsteyip elde edemediğimiz şeyler hep vardı, hep var ve her zaman da olacaklar. Hangimiz her adımda bir sonrakini düşünmüyor ve hedef büyütmüyoruz ki? -ki zaten hedef büyümüyorsa bir sıkıntı var demek değil midir?-

Herkes bir başkası karşısında, ondan daha iyi olduğunu ispatlamaya çalışmıyor mu sence? ''Hayır'' dediğini duyar gibiyim. Kendimizi kandırmayalım. 

Çok açık yazarsam  'kendini büyük görüyor' damgası yerim. -ki genelde öyle olur-

''Hiç hata yapmadan bir yere varılmaz.''(?!?!) 

Egoist yanımla yazmak istemiyorum ama dedim ya, kendimizi kandırmayalım.

02.10.14

31 Ağustos 2014 Pazar

İki Uçlu Bu Değnek

''Neden bana söylemedin direkt? Neden yazdın oraya?''

Hikayenin sonunu en baştan vermek istedim bu sefer.

Aslında sinirliyim ama olmamam gerekir. Kontrolün bende olması gerekli. Çok yorucu aslında di mi? İnsanın kendini sürekli kontrol etmeye çalışması ve sonrasını düşünmesi. Çünkü kontrolü bırakıp sonrasını düşünmeden hareket ettiğin zamanlarda yaptığın hareketler ve söylediğin sözlerde istenildiği gibi çekiştirilebiliniyor.

Hayır dediğimde hayır, evet dediğimdeyse evet olduğu için öyle veriyorum ben cevaplarımı. Aslında bu kadar basit.

Mantıklı gelmeyen o kadar çok şey var ki... ya da bi tek şey. Emin değilim. Yazınca güzel ama dile getirince kötü. Gelecekten mesaj alabiliyorum.

''Ya aslında ben istiyorum ama sonra'' siktir git diyemiyorlar adama. Gönül el vermez, vermiyor çünkü.

Anlatamıyorum aslında. O kadar karışık ki baktığımda. Kafam yani.