1 Temmuz 2018 Pazar

Haber Verin Gidenlerden

Hani herkesin hayatında biri/birileri vardır. 'Yardım' dediğinde gözü kapalı koşacağı, yardıma ihtiyacın olduğunda gözü kapalı koşacağını düşündüğün.

Benim de var herkes gibi öyle insanlar hayatımda. Bir elin parmaklarını geçmezler ama varlar. Parmaklardan biri kesildi.

İnsan en çok ihtiyacı olduğu anlarda onları arıyor hayatında, 'beni tanıyorlar, yardımcı olacaklardır, soracaklardır' diye düşünüyorlar.

'Yapma'

10 yıldan uzun süredir hayatımda olan çok az insan var demek isterdim ama sadece bir tane. -di- 

Arada kalmayı göze alıp, zor durumda kalarak bazı 'son'lara ulaştım. Sorduklarında 'Tabii ki O, ne yapacaktım' demek o kadar basitti ki, en azından benim için.

Ben zor olanı seçtim, ama kolayları da var her zaman. İnsan birini o kadar uzun süre tanıyınca en ufak imalar bile paragraflarca konuyu tek seferde anlatabiliyor.

Ne söylenirse söylensin, ne konuşulursa konuşulsun, karşındakinin ne durumda olabileceğini tahmin edebiliyorsan, bazen tek bir 'Nasılsın?' sorusu o kadar çok şey anlatıyor ki. Cevabının sadece 'İyi' olması iki kişi arasında geçebilecek cümlelerden büyük oluyor.

Ama pardon, tercih yapmıyoruz. Lakin asla yanında da olmuyoruz en azından olması gereken ilk tercihin, ikincinin yanında ayrılmıyoruz.

İnsanları bu kadar uzun süre sonra bu şekilde tanımak, kırıcı ve yıpratıcı. Kimse zor durumda kalmak istemez ama bazen bazı kişiler için yapılması gereken şeyler olur ve ikinci defa düşünmeden olabilecek en sakin ve doğru yolla yaparsın. Karşı taraf zaten senin ona verdiğin değer kadar değer veriyorsa sana, seni incitecek hiçbir şey yapmaz.

'Yapma'

Yeni 'A'nın daha çok hikayesinin paylaşılması dileği ile.

Mutlu pazar kahvaltıları...

3 Aralık 2017 Pazar

Ağlasam Sesimi Duy... Yok yok bu o değil

Bi'şey sorucam; 'Buraya nasıl geldik?'

Yol hafızam sıfır. Hem gerçek hem de mecazi anlamda. Bir defa gittiğim yeri ikinci sefer navigasyon kullanmazsam kaybolmadan bulamıyorum.
Hayatıma da bu sebepten yön veremiyorum sanırım.

Büyük ve riskli kararlar alıyorum. Hatalar her zaman benim ama bu sefer başarı da benim olsun istiyorum.

Bu sefer yüzme bilmediğim halde kendim atladım havuza, yüzerek öteki uca geçebilmek en büyük hedefim. Korkmuyorum desem yalan söylemiş olurum. Hatta biraz da ürküyorum.

Bunaldım. Fark etmişsindir. Çünkü yine buradaydım ve sen de buradasın şu anda. Ne kadar çok ortak noktamız var...

Tutmaya çalıştığım ne kadar dal varsa elimi atmadan kırılıyor.

Kırgınlıklarımı yazmak istiyorum ama eskisi kadar rahat anlatamıyorum. En büyük dert benim derdim değil çünkü, bunun farkındayım. Fakat anlatmak istediklerim 'benim dertlerim' ve bu konuda ne yapabileceğimi bilmiyorum.

Peki sana bi soru. Anlatamadıklarımı anlattığımda, konuşmanın sonunda (ya da dolaylı yoldan) 'olum bunlara takılma ya, boş ver geçer' demeyeceğini düşündüğüm tek bir kişi bile olmaması hakkında ne düşünüyosun? Ben ne düşündüğümü söyleyeyim. Üzülüyorum.

Bıktım ve yoruldum.
İlgili açıklama ektedir.

Üstüme gece AVİZE DÜŞTÜ.

Ek

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Üzgünüm, Bu defa Pek Hoş Değil Konu

Nasıl kasvetli bir pazar böyle,
Mutsuzum üstelik sular kesik.

Hayat acımasız-mış.

Biraz yalnız yürümek isterdim,
Gülmeye üşenmek gibi halsizim.

O kadar bıktım ki...

Sıkıntıdan mecburen düşününce;
Palyaçolar çok da komik değilmiş.

Kendimden bile vazgeçmek üzereyim, sanki bi sabah uyanmışım da her şey bitmiş, ortada kalmışım gibi. (burası baya yüksekmiş düşündüm de)

Kendime gelirken yoruldum,
İşte bütün hikayem budur.
Eskiden denize nazır tüm hayatım 
Su alıyor yavaş yavaş.

Kendimi anlatacak değilim burada, -ki normalde bir hayli severim ama yeri değil-
Çok sıkıldım. Okumaya devam edersen yazdım.

Ne kadar eski bir şeymiş ölmek.

Çok yakın zamanda, çok sevdiğim birini kaybettim. Bu konularda çok fazla tecrübesiz olmamla beraber; ne yapılır, nasıl davranılır bilemiyorum. Ki o zaman da bilemedim. Herhalde en çok dağıldığım ve uzunca bir süre toparlayamadığım nadir zamanlardan biri oldu.

Daha büyük acılar yaşamaktan korkuyorum. Nasıl başa çıkarım, sonrasında nasıl tekrar 'normal'e dönerim hiç bilmiyorum öyle bi durumda... Bilmek de istemiyorum açık konuşmak gerekirse. Aklımın bi köşesinde sürekli büyük korkularla yaşıyorum. Korkularım gitmeyecekler biliyorum ama gelmesinler de istiyorum. Zamanı durdurabiliyor muyuz?

Artık alışman gerek diyor buna.

Alışamıyorum. Bu yaşantıya, bu monotonluğa, bu tek düzeliğe, bu yetersiz yaşantıya alışamıyorum. Sevdiklerimi mutlu edememeye, onlara yetememeye, kendimi tatmin edememeye alışamıyorum. Deniyorum ama kabullenemiyorum. Yıl oldu, yıllar olsa da değişmeyecekmiş gibi geliyor. Siz nasıl yapıyorsunuz bunu? Yani, size yetmeyen, istemediğiniz bir düzende yaşamaya nasıl alışıyorsunuz onu hiç anlamıyorum. Anlayamayacağım.

Bazen her şey döner yolundan,
Artık alışman gerek diyor buna.

Eski hayatımı özlüyorum. Umursamaz, vurdum duymaz, olursa iyi olur ama olmazsa da yapacak bi'şey yok diyebildiğim zamanları.  Büyüdükçe ufalanıyorum.  Anlatmaya dilim varmıyor, anlatsam anlamsız.
Kendime dönmüşüm ama yokmuşum gibi. Hayatımın sonbaharındaymışım da, kışı bi' şekilde geçirip, baharı bekliyormuşum gibi. Soğukta sığınacak bir yer arıyormuşum gibi.
Sürekli düşünüyorum. Düşündükçe kayboluyorum. Alışamıyorum. Neden hep mağlup olmuşum da, yenilgilerim üzerime yapışmış gibi?

Bazen her şey döner yolundan,
Neticede Zeus yukardan bakar.

Pek hoş değildi bu sefer konu, üzgünüm.

Ben her zaman ben miydim? Büyüdükçe kendime benzedim. 

27 Mart 2017 Pazartesi

Tamam da Niye Ordasın?

'Tren Rayları Kadar Sıkıldım'

Yaşlandım mı yoksa yoruldum mu?
Daha çok başındayım halbuki her şeyin. Belki de başlamaktan korkuyorum. Henüz bu tarz soruları cevaplayabilecek yetkinliğe sahip değilim ama bi sene önceki enerjimin dahi olmadığı konusunda adım kadar eminim. Sahiden benim ismim bi ara 'Arthur'du. Ne oldu ona?

Anlatıyorum bak dinle;
Bi kuyu var, sürekli oraya itiliyorum ben. Daha doğrusu tam çıktım, galiba çıkıcam diyorum ama sürekli yükseltiyorlar kuyuyu. Tek sorun ben duvara tırmanmayı bilmiyorum. Kimse de demiyor ki 'böyle'.

Arthur demişken, eskiler bilir sadece onu. Sahi var mı hala onlardan burda? Bilemedim.

Bu arada 24 oldum. Yirmidört. Ben bu büyüme işini hiç sevemedim, sevemediğimden dolayı da hiç beceremiyorum. Yaklaşık bi 3 yıldır düzenli olarak beceremiyorum büyümeyi. Pardon, çok fazla becerdiğim için sıkılmış da olabilir. 'Enerjim yok' dedim yukarıda okudun di mi? Okumuşsundur çünkü ilk paragraftı o. Onu bari okumuş ol. Araları atlamış olabilirsin, sorun değil.

Bazen paralel evrenlerdeki Aktuğ'ları düşünüyorum. -Onlardan biri Arthur olarak devam ediyor, kesin bilgi- Daha doğrusu önce paralel evrenleri. Bence verdiğimiz her karardan en azından iki farklı evren doğuyor. Düşünsene, çıldırırsın. Neyse sen bize lazımsın, sakin. Bu konu çok uzun zaten, istersen bi ara karşılıklı çay içer konuşuruz. İstemezsen o da sana kalmış.

'Pardon, ben bi' irish cream americano alabilir miyim?'

Ve evet, yukarıda okudukların kadar boş hayatım. Ne yapıyorum, neden yapıyorum, yapabiliyor muyum, yapmak istiyor muyum, yapmaya devam etmeli miyim, devam edecek miyim ya da edebilecek miyim... Diyerek gidiyor bu aralar zaman. Evet, giden tek şey zaman bu ara, hayatım pek gidiyormuş gibi hissettirmiyor çünkü. Şey gibi düşün, 'ayağın debriyajdayken gaza basıyormuşsun gibi'. Şimdi böyle düşününce patinaj da çekebilirim bi anda fırlayıp. Bak bu güzel bakış açısı.

'Kuş vuralım istersen?'

27 Aralık 2016 Salı

Darısı 77'ye

2016 sonların ve yeni başlangıçların yılı oldu bu sene.

Evet, en büyük son okul hayatımındı. Mezuniyet tek başına yeterli bir son. Tek başına ama çoğul. Çünkü okul bitince bi'çok şey onunla birlikte bitti.

Hayatımın ilk yarısı bitti. İlk yarısı ama 23 sene sürdü sadece. Geri kalan yarısı ne kadar sürer bilinmez. Yeni mezun tribi yapmak istiyorum aslında ama sanırım belli süre yapmayınca paslanıyor insan ya da alışıyor.

Alıştım evet. Mezun olmuş olmaya, aile evine, geçen 5 sene sonunda kürkçü dükkanına geri dönmeye ve hatta çalışma hayatına ya da daha doğru bir tabirle monotonluğa.

Açık konuşacak olursam çalışma hayatına tam olarak bir sıfat bulamıyorum ama emin olduğum bir şey varsa o da monoton oluşu.
Ah Sakarya ah...

2016, ayrıca 3-4 senelik bir serüvenin de sonu oldu. Pat diye bitmeli bir son. Arada akla gelince 'lan' demeli bir son.

Yanılgıların, yanlışların, sıkılmaların, bocalamaların, kayıpların yılı...

Sanırım 2016 herkesin dediği gibi 'çirkin' bir sene oldu benim için de. Düşününce aklıma 'bak bu çok güzeldi' dediğim ufak tefek şeyler geliyor. 2013-2014'le yarıştırmayı denersek, denemeyelim.

2017'den isteyebilecek bir dilek hakkım varsa şayet, -ki yoktur- iyi olmasını, iyi gelmesini dilerim. (Var mı?)

('Kime göre iyi' diye soran olursa diye; Bana, bana göre iyi olsun yeter.)

Bu arada bu blogun 7. yılına giriyoruz.
Çocuğum bu sene ilk okula başlıyor.